Birey olarak, aile olarak, kurum olarak veya devlet olarak neyi tam yapıyoruz?
Kendimizi gözden geçirelim; yürürken, otururken, çalışırken, okurken, öğrenciyken, yönetirken, yazarken, siyaset yaparken ki bunları daha da çoğaltabiliriz, yaşarken neyin tam olarak gereğini yapıyoruz?
Efendim, ABD şunu yaptı, AB bunu yaptı, İsrail şunu yaptı, PKK bunu yaptı diye sokaklara dökülüyoruz.
Peki, niçin bunu yapıyoruz?
Çünkü onlar işlerinin gereğini yaptıkları için.
Bakınız şöyle biraz geriye gidelim. Batı daha 17. yy.’da misyoner teşkilatlarını kurdu. 18. ve 19. yüzyıllarda ise bu faaliyetleri büyük hız kazandı. Bunun için üstün bir çaba ve para harcadılar. Bu konuda sadece İngiltere’nin 19. Yüzyılda “ Hıristiyanlığı Bütün Dünyaya Yayma Cemiyeti” 7 bin şube açtı. 28 milyon civarında din kitabı bastırdı ve birçoğunu bedava dağıttı. Okullar, Eğitim kurumları, Maskeli Teşkilatlar ( Dernek, Vakıf v.b) yoluyla güçlendiler. Ülkemizdeki birçok yabancı okul Cumhuriyetten önce Osmanlı döneminde açıldı. “Amerikan Kolejleri, İngiliz Kolejleri, Alman- Fransız Okulları”
Bunun yanında dönmüş casuslarda içimizde yıllarca yaşadılar. Öyle ki, bir Rum Papazının yıllarca Ayasofya Camiinde İmam kılığında halkı taassuba ve tembelliğe sevk edip herkes tarafından sevgi ve hürmet gördüğünü tarih kitaplarında okuduk.
Batı bütün bu çalışmaların semeresini aldı, Osmanlıyı parçalamayı başardı ki; sadece İngiliz Casusu Lawrens’in Arapları kışkırtarak Osmanlıyı o topraklarda ne hale düşürdüğünü biliyoruz.
Bunu nasıl başardılar?
Siyasi, ahlaki, dini ve sıhhi olarak insanlarımızı tembelliğe sevk ederek başardılar.
Bakın mesela şu sözleri hala kullanmaktayız: “ Akan su kir tutmaz- Bit yiğitte bulunur- Geç olsun da güç olmasın- Her iş bitti de iş buna mı kaldı? - Bana dokunmayan yılan bin yaşasın- Devlet malı deniz yemeyen domuz” gibi birçok söz, yapılan propagandalarla Atasözü diye yutturulup genlerimize işletildi.
Osmanlı’dan sonra Atatürk bütün hesapları bozdu. “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk milleti denir.” dedi. Türk milletinin karakteri yüksektir, Türk milleti zekidir, Türk milleti çalışkandır” diyerek ulus yaratmak ve insanlarımızın kendine güvenini inşa etmek için çeşitli devrimler yaptı.
Ve onunla atılan tohumlarla bu günlere geldik.
Peki, gereğini yaptık mı?
Kısaca bakalım; Tarım toplumu muyuz?- Kısmen
Sanayi toplumu muyuz?- Kısmen
Çağdaş bir toplum muyuz?- Kısmen
Demokratik miyiz?- Kısmen
Avrupalı mıyız? - Kısmen
Asyalı mıyız? – Kısmen
Müslüman mıyız?- Kısmen
Laik miyiz?- Kısmen
Cumhuriyetçi miyiz?- Kısmen
Hepimiz Türkçe konuşuyor muyuz?- Kısmen
Hepimiz okuma-yazma biliyor muyuz?- Kısmen
Silahlarımızı biz mi yapıyoruz?- Kısmen
Eeee.. Her şeyi bu kadar kısmen yaparsan, eloğlu da gelir karakolunu - gemini basar vatandaşını da kısmen vurur. Sana da sokaklara dökülüp bağırıp çağırmak kalır.
Son söz; Sultan Abdülhamit “ Tarih tekerrür etmez, hatalar tekerrür eder” demiş. Tarihin tekerrür etmesini istemiyorsak gereğini yapalım.